Ana Sayfa
Tahrîm, 66/10 Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 1
Kötüİyi 
Fethullah Gülen   
25.05.2006
"Allah, İnkar Edenlere, Nuh'un Karısı İle Lût'un Karısını Misal Verdi..." (Tahrîm, 66/10)

Bazılarımızın aklına gelebilir ki, acaba Kur'ân neden Lût ve Nuh'un (as) eşlerinden bahsetmiştir?

Evvela Hz. Lût'un karısı, Lût'a (as) inanmamış ve bir çirkin fiilde, kavm-i Lût'a yardımda bulunmuş olduğu anlaşılıyor. En azından onun Hz Lût'a ihanet eden münafıklardan biri olduğu seziliyor. Münafık ise onun akıbeti kafirden de beterdir.

Ayrıca Lût (as), peygamber gönderildiği kavmin yabancısı idi. Onların içinde yetişmiş birisi değildi.

"Sizi savacak bir dayanağım olsaydı." (Hûd/80) ayeti bunu ifade eder. Şimdi böyle bir durumda dışa karşı maddeten mukabele edemeyen bir Nebi, bir de içten ihanete uğrarsa, ihanetin ürperticiliği daha iyi anlaşılır. İşte o zaman Kur'ân'ın bunu zikretmesinin sırrı da kendi kendine tebeyyün eder. Hele bu, her gün Lût (as) ile aynı yastığa baş koyan karısı olursa!

Benzer şeyleri Hz. Nuh'un karısı için de söylemek mümkündür. veya aksi mülahaza ile sabah-akşam gökler ötesi alemlerle irtibata geçilen ışıktan bir yuvada, ziyadan rencide olan yarasalar gibi o nur evin avantajlarından istifade etmek bir yana mazmununca ziyayı zulmet gören, dermanı dert haline getiren, kazanma kulvarında hüsran hüsran üstüne yaşayan böyle talihsizlerin hali herkes için sinelerde havf duygusunu tutuşturan bir kıvılcım ve recâ kapısını aralayan bir rahmet esintisi olmalıdır.

Bu iki bahtsız kadın gibi, böyle tertemiz bir atmosferde neş'et etmiş nice kimseler vardır ki, içinde geliştikleri iklimin esintilerini duyamamış, cennetin âsûde yamaçları gibi sımsıcak bir ortamda hep cehennem duygularıyla yaşamış; imanî duyguların fışkırdığı bir zeminde küfürden hiyanete koşmuş, nankörlük-ihanet arası gidip gelmiş ve peygamberlere karşı -eşleri bile olsalar- kafirlerin yanlarında yerlerini almış Allah'ın nurunu söndürmeye çalışmışlardır. Dolayısıyla da bilkuvve, bilimkan nail oldukları nimetlerin kıymetini takdir edemeyip kazanma kuşağında kaybetmiş, mutasavver kârlarını zarara çevirmiş ve acınacak halde bulunmalarına rağmen acıma istihkakından da mahrum kalmışlardır.

Daha doğrusu "kurbet" ufkunda "bu'd"un zulmetlerini yaşamış ve güneşlerin kol gezdiği iklimlerde gidip kara deliklere takılmışlardır.


İlgili Yazılar:

 
< Önceki   Sonraki >