|
"Münafıkların Durumu Tıpkı Şeytanın Durumu Gibidir. Çünkü Şeytan İnsana İnkar Et Der. İnsan da İnkar Edince: Ben Senden Uzağım, Çünkü Ben Alemlerin Rabbi Olan Allah'tan Korkarım Der." (Haşir, 59/16)
Mealini verdiğimiz bu ayet-i kerimeden anladığımıza göre "Allah'tan korkma" şeytanın da tabiatında var. Bundan şeytanın da Allah'ı bildiği anlaşılıyor. Ne var ki bilmesine rağmen o isyan içinde. Evet, Kur'ân şeytanın serkeşliğini, emir dinlememezliğini anlatırken "isyan" tabirini kullanıyor. İsyan ise mebdei itibariyle inkıyadı ve itaatı bilmeyi gerektirir. Zaten Kur'ân-ı Kerim de Kehf suresinde "O cinlerdendi; Rabbisinin emrine aykırı gitti" (Kehf/50) diyerek bu espriyi anlatmıyor mu? Demek ki hilkat itibariyle şeytan da mahiyetleri bir tür ateş olan cinlerdendi. İhtimal bu yönü itibariyle onun da Allah'ı bilmesi, tanıması, belki belli bir dönemde O'na kulluk yapması söz konusu idi ki, kendisine secde etme emri verilmişti. Evet şeytan da, zahiri durum açısından kendisinden secde beklenenlerden biriydi. Ancak onun tabiatında isyana, inhirafa açık bir tarafı da vardı.. ve onun bu yanı "Adem'e secde" emriyle birden açığa çıktı ve neticede şeytan kaybetti... Genel anlamda şeytanın mahiyetiyle ilgili düşüncelerimi bir-iki defa anlattığımı hatırlıyorum. Aynı şeyleri kısaca tekrar edecek olursak; şeytan secde emrine itaat etmemekle inhiraf etmiş ve gerçek hüviyetini ortaya koymuştur. Aynı şeyler bazı insanlar için de her zaman geçerlidir. İnsan için öyle anlar ve öyle durumlar olur ki, bir imtihan için onun mahiyetine derc edilen öfke, hased, kin, şehvet gibi duygularla bu eşref-i mahluk yoldan çıkar, vicdanına ters bir turnikeye girer ve adeta hakiki insanlıktan inhiraf eder. Bakın hased duygusu, İnsanlığın İftihar Tablosu'na karşı bazı ehl-i kitabı temerrüde, inkara sevketmiş ve Allah Rasulü'nü bir türlü görememişlerdir. Zira onların beklentileri, gelecek o ahirzaman peygamberinin, kendi içlerinde, kendi kavim ve kabilelerinde olacağı merkezindeydi. Aynı şeyler -farklı bir buudda da olsa- bizler için de geçerlidir. Mesela, geçmiş yıllarda bana camiden gelen arkadaşların komünistler tarafından derdest edildiği ve hatta bazılarının çok kötü şekilde dövüldüğü söylenince o heyecanla ben üzerimde gece kıyafeti olduğu halde gayr-i iradî kendimi sokağın ortasında buldum. Evet, mantığa rağmen hislerin sürükleyip götürdüğü nice durumlar vardır ki, insan farkına varmadan kendini bir hezeyanın içinde bulur. İşte şeytan da her zaman insanoğluna karşı böyle bir hased, kin, nefret ve öfke ile dopdolu yaşar. Hep insanoğlunu çekememezlik içindedir. Bir hadis-i şerifte de ifade edildiği gibi o: "Ademoğlu secde ile emrolundu, secde etti, kazandı. Ben de secde ile emrolondum; secdede bulunmadım kaybettim"1 der. İhtimal bu sebeple de o, insanın her secde edişinde isyan çığlıkları atar ve hezeyana girer. Ezan okunup dörtbir yanda nâm-ı celil-i ilahi şehbal açıp da müminler iyi bir konsantre içinde camiye koşarken o, hezeyandan hezeyana girer ve ezan sesini duymamak için bir oraya-bir buraya koşar durur. Hasılı, insanoğlunun Rabbisi ile irtibatını kuvvetlendirecek her hareketi, onun insana karşı olan hased, kin, nefret ve öfkesini artırır ve hezeyandan hezeyana sevkeder. Evet nasıl bir insana: Falan çete senin oğlunu öldürdü dense, bu kimse o çeteye karşı ciddi gerilim içine girer. Ardından hanımını dağa kaçırdılar dendiğinde gerilimi biraz daha artar..vs. İşte bu ruh haleti içinde bulunan ve intikam diyen bir insandan her türlü kötülük beklendiği, hilm ü silm ü müsamahanın eriyip gitmesi gibi insanoğluna karşı daima bu duygu ve düşünceler içinde olan ve kıyamete kadar da ondan kurtulamayan şeytanın hâli de aynıdır. Sonuç olarak; şeytan Allah'ı, Allah'tan korkacak ölçülerde tanımasına rağmen, isyana açık mahiyetiyle inhiraf etmiş, dolayısıyla ebedi kayba uğramıştır. Kendini ilhada kaptırmış ve küfür, taiatının bir derinliği haline gelmiş inkarcılar ve münafıklar da tıpkı şeytan gibidirler. Yerinde takiyye ve iğfal mülahazasıyla Allah, din ve diyanet derler, çok defa suret-i haktan görünürler ama her zaman müminlere karşı kin ve nefretle oturur kalkar, her zaman gayızlarını icra yollarını araştırırlar. Düşmanlıklarını tenfize güçleri yetmediği dönemlerde kinlerini ve nefretlerini tebessüm ve yumuşak beyanlarla örtmeye çalışır ve demokrat davranırlar. İstedikleri her şeyi yapabilecek güce ulaştıklarına inanınca da "hak kuvvettedir", demokrasi de bir fantazidir der ve küfür yobazlığı adına akla-hayale gelmedik mesâviyi irtikap ederler. Böylelerine güvenmek, güven duygusuna karşı saygısızlık, bunlardan endişe duymak da Allah'a karşı itimatsızlıktır. Mümin, muhabbetle herkese açık olma duygusuyla oturup kalkmalı sırtını dönemeyeceği bu gibilerin şerrinden de her zaman Allah'a sığınmalıdır.
İlgili Yazılar:
|