Ana Sayfa
Haşir, 59/10 Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 6
Kötüİyi 
Fethullah Gülen   
25.05.2006
"Rabbimiz, Bizi ve Bizden Önceki Mümin Kardeşlerimizi Yarlığa ve İman Edenlere Karşı Kalplerimizde Hiçbir Kin Bırakma." (Haşir, 59/10)

Evvela şunu çok iyi tespit etmek gerekir ki; kalbten gıll ü gışşın çıkartılmasının asıl yeri ahirettir, cennettir. Eğer, insanın imtihan edilmesinde birer esas olan bu duygular daha dünyada iken insanın içinden çıkartılsaydı, o fıtrat itibariyle bir melek olurdu. Halbuki Cenab-ı Hak, bu dünyada insanı hem iyiye hem de kötüye açık bir mahiyette yaratmıştır. Bu itibarla farz-ı muhal dünyada insanın kalbinden gıll ü gış gibi duygular çıkartılacak olsa dahi, onun mahiyetindeki bu duygular, tıpkı tırnağın ve kılların yeniden çıkması gibi, bir gün yeniden ortaya çıkacaklardır. Bu sebeple ayet-i kerime, " ; sök, at, çıkar" manalarına gelen fiil-i emr sigası yerine, fâil-i hakiki olan Allah'a yönelerek: "Rabbimiz, iman edenlere karşı kalblerimizde hiçbir kin bırakma..." diyor. Öyleyse bu çerçevede insana düşen fiilî ve kavlî dua yaparak kalbine yerleşmiş bulunan ve birer manevi diken sayılan bu duyguları söküp atmaya çalışmaktır. Herhalde bu sayede o, fena duygulardan arınıp cennete ehil hale gelecek ve Cenab-ı Hak da onu rıdvanına mazhar edecektir.

Ayrıca bu ayet-i kerimede, biraz da selef-i salihine karşı bakış açımızı gözden geçirme adına sanki bir mesaj verilmektedir. Yani tâbiinin sahabeyi, tebeüttâbiinin tâbiini kabullenmesi gibi, geçmişte dini hayatımız, duygu ve düşüncemiz, akidemiz; hatta tefsir, kelam, fıkıh anlayışımız adına bizlere büyük bir miras bırakmış o aksiyon, o kelam ve kalem erbabına saygılı davranmaya davet etmektedir.

Burada anlatılmak istenen bir diğer husus da, herkesin zannediyorum hislerinin inkişafı ölçüsünde zevk alıp elem duymasının nazara verilmesi olsa gerek. Mesela, hassas bir insanın, sezme duygusu iyi inkişaf etmişse, karşısındakinin bakışından ayrı, oturuş ve kalkışından ayrı manalar çıkartır ki bu da onun için bazen ayn-ı azab, tabiî bazen de ayn-ı rahmet olacaktır. Bu noktadan hareketle denebilir ki, insanın cennetten alacağı zevk ve lezzetin sınırı, dünyada iken ona ait hislerinin inkişafı ölçüsünde olacaktır. kim bilir belki de hisleri inkişaf etmeyen kimseler, cennete girdiklerinde: "Keşke cennete girmeden daha bir inkişaf etseydim" temennisinde bulunacak veya "Allah'ım beni dünyaya geri gönder de hislerimi inkişaf adına seyr-i ruhanimi tamamlayayım" diyeceklerdir... Bu açıdan denebilir ki, insanın cennette tam lezzet alabilmesi için onun kalbinden kin-hased vb. gibi duygularının çıkarılması çok önemlidir. Bu ayete bir de bu açıdan bakmak icab edecek.

Aslında "Müminler başka değil kardeştirler" (Hucurat/10) fehvası, "Mümin ve müminat biribirlerinin dostu ve yardımcılarıdır" (Tevbe/71) misdakınca aralarındaki iman bağının ve İslami irtibatın gereği onların birbirlerini sevmelerini ve hususiyle seleflerine saygılı olmalarını; hatta muhtemel bir kısım kusurları söz konusu ise, onları da görmezlikten gelerek gelmiş-geçmiş o insanlar için dua dua yalvarmalı ve katiyen o zatlara karşı kin, adavet ve düşmanlık duymamalıdırlar. Hz. Muhammed'e intisap iddiasında bulunanlar ve "Sizler iyilik etme ve fenalıklardan sakınma konusunda biribirinizle yardımlaşın; (sakın) günah işlemek ve başkasına saldırmak hususunda biribirinize destek olmayın" (Mâide/2) mantukunca hep iyilik düşünmeli, iyilik konuşmalı ve iyilikle oturup-kalkmalıdırlar.

Şimdilerde böyle bir mülahaza ve ruh haletine ne kadar ihtiyacımız var.


İlgili Yazılar:

 
< Önceki   Sonraki >