Ana Sayfa
Bakara, 2/186 Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Kötüİyi 
Fethullah Gülen   
26.05.2006
"Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara) ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulabileler." (Bakara, 2/186)

Allah, değişik münasebetlerle kullarına olan yakınlığını ifade ettiği gibi burada da: "Ben kullarıma çok yakınım" buyuruyor. Evet, Allah kullarına çok yakındır ama, kul O'nu ancak, amellerinde hulûsu, duygularında inkişafı..vs. ile ulaştığı mertebeye göre bilebilir. Takdir edersiniz ki, Hz. Muhammed'in (sav) Allah'ı tanıyıp vicdanında hissetmesiyle, ümmetinden herhangi birisinin -velev ki evliya bile olsa- Allah'ı tanıması bir değildir. Böyle bir konuda mühim olan, kişinin bir taraftan marifetullah adına derecesini artırması için çabalayıp, gayret göstermesi; öte taraftan da ulaşabildiği bu mertebelerin hakkını vermesi veya verebilmeye çalışmasıdır. Yani ferd, o mertebede nasıl bir irtibat içinde bulunmalı, nasıl bir duygu ve düşünce atmosferi içinde yaşamalı, nasıl bir ameller kuşağında imrar-ı hayat etmesi gerekiyorsa, onu mutlaka yapmalıdır. Aksi takdirde yüksek bir kulenin tepesinden düşüyor gibi derin bir çukura sukût edebilir.

Burada her şeyden önce Allah'ın yakınlığı, duaya süratle cevap verme bişaretiyle irtibatlandırılmış ve bu yakınlık kemmî, keyfî buutların dışına çekilerek o konudaki mülahazaların menfezleri kapatılarak inanarak yapılan dua ile, böyle bir duaya icabet mantûkundan hasıl olan netice-i kurbet nazara verilmiştir.

Bundan başka, duanın esbab üstü tesirine dikkatler çekilerek, duanın bir yararı olmadığı kanaatini taşıyan bütün natüralist, materyalist hatta monistlerin ağzına birer ikaz şamarı vurarak, esbab ve tabiat kanunlarının Allah'ın mahlukları olduğu ve onların Zat-ı Uluhiyetin irade ve meşietini bağlamadığını, bağlayamayacağını; tabiattaki ıttıradın yanında O istediğinde her şeyi değiştirebileceğini mucizeler, kerametler gibi harikulade hadiseleri yaratmanın yanında, sırf dua ve yakarışlara da cevap vererek esbab üstü pek çok şey yaratacağını ihtar etmektedir. Bunu ihtar ettiği gibi, bî-kem ü keyf yakınlığını da hatırlatarak, dua ederken bilmeyen, duymayan birine bir şeyler anlatıyor gibi bağırıp çağırarak değil; en pes sesleri, en gizli kalbî mülahaza ve hatıraları da en gür sesler, soluklar gibi duyan

sultanına yalvarıp yakarma edebi içinde dua edilmesi gerektiği vurgulanıyor ki, bir de O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulabileler." muktezasınca, onun emirlerine yürekten imtisal eder ve her işlerinde iman-ı kâmili hedeflerlerse, rüşdlerini ortaya koymuş ve maksatlarına ermiş olurlar; olurlar zira kul, kendi tutku, zaaf ve garazlarından tecerrüd ederek O'na sığındığı ölçüde Cenab-ı Hakk'a tefvîz-i umûr etmiş olur. O da, hususi teyidi, hususi muamelesiyle ekstradan lütufta bulunarak, binlerce sebebin, binlerce tabiî kanunun, binlerce izafi gücün milyonlarca senede ortaya koyamadıkları bir şeyin bin katını birden ihsan eder.

Hakk tecelli eyleyince her işi âsân eder,
Halk eder esbabını bir lahzada ihsan eder.


İlgili Yazılar:

 
< Önceki   Sonraki >