Bediüzzaman Hazretlerinin, inzivaya çekildiği Van'dan hükûmet kuvvetleri tarafından zorla alınıp, Barla'da ikâmete mecbur tutulmasını şahsen ben şöyle değerlendiriyorum: Hz. Bediüzzaman, ileride İslâmî bir tekevvünü hayata geçirebilecek birikimi, kısa da olsa ihzariye dönemi içinde elde etmişti. Artık o imamesi kopuk tesbih taneleri gibi birbirinden olabildiğince kopuk malûmatları, sentez edebilecek, kendi deyimiyle yavrusuna süt haline gelmiş gıdayı verebilecek bir âlim-i mürşîd olmuştu. O, kendisi farkında olsun ya da olmasın bu bir hakikatti. İşte tam bu devrede, onun tekliflerine kulak asmayan günübirlik politikaların içinde boğulup-kalmış ve üç gün ötesini görmekten uzak milletvekillerine kızıp Van'a gitmesi ve orada da yekpare bir kayanın içine girip inzivada bulunması doğru değildi. Onun için kader adil eliyle -insanlar zulmetse de- onu oradan çekip aldı. Barla'daki aktif direniş' diye adlandırabileceğimiz bir aksiyon içine itiverdi.. ve bu hâdiseler diliyle kader, Bediüzzaman'ın kulağına şunları fısıldadı:
'Allah sana bu zekâyı, bu bilgiyi, bu kapasiteyi ihsan etsin de sen de onları kullanacağına buralara çekil. Reva mı bu?..'
Bu Sayfayı Sitenizde İktibas Edin