Orta Asya kapıları önümüze açılmadan evvel, İslâm âlemine, Orta Doğu'ya açılma plânlarımız oldu. Ne var ki, temas ettiğimiz insanlar -her ne kadar az ve belli bir kesim de olsa- bizde yanlış kanaat hâsıl edip dimağlarımızda farklı imajlar uyandırdı.
Dinimizin dilini kullanan ve bu yönüyle de dine bizden daha yakın olan insanlara, din ve millet adına hizmet götürmenin ezikliğini ruhlarımızda hissettik. Bir diğer kanaatimiz de, bu insanların Biz işin aslını, esasını biliyoruz' mülâhazalarından dolayı, henüz bu işin vakt-i merhunu gelmemiş şeklinde oldu. Bir yönüyle temel dinamikler açısından asgarî müştereklerimiz olan bu insanlarla, bugün olmasa da yarın mutlaka el ele, omuz-omuza olacağız deyip, bunu 'elde bir' olarak kabul ettik.
Diğer taraftan Rusya'nın dağılmasıyla beraber oluşan boşlukların doldurulması adına oraya girilmesi gerekiyordu. Bu imkân doğmuştu ve Türk milletinden bir vefa borcu olarak bekleyiş içinde olan insanlarla karşı karşıya gelinmişti. Öyle ki bu insanlar, bir caminin açılmasıyla beraber okunan ezanı, kıyamet alâmeti olarak değerlendirecek kadar dinden, diyanetten mahrum kalmışlardı. Bir diğer taraftan da, atalarının vasiyet ettiği ve 'mutlaka gelecekler' dediği, Anadolu'dan Asya'ya, Anayurda gelecek insanların âdeta 'şeb-i arus' gibi gelmelerini bekliyorlardı. Bu vesileyle oraya giden arkadaşlar sıcak karşılanıyor ve sahip çıkılıyordu. İşte bütün bunlar 'Dinî duygu, dinî düşünce adına 70 sene ateizmin paletleri altında âdeta preslenmiş bu insanlara el uzatmada öncelik tanımalıyız.' fikrini bizde hâsıl etti.
Ayrıca eğitim, kültür.. hizmeti adına bu insanlara sahip çıkılamazsa, onların dünyanın değişik yerlerinden gelen insanların tuzaklarına maruz kalmaları ve ikinci bir sömürü ağına düşme ihtimalleri vardı. Kaldı ki bu ihtimal hâlâ da devam etmektedir. Bu durum Asya steplerinin tekrar elden kaçırılmasını netice verir. Bütün bunlardan dolayı hem eğitim faaliyetleri adına, hem de sanayi ve ticarî teşebbüsler adına erken davranıp bir an önce oralara girilmesi sosyal, siyasal, kültürel.. alanlarda meydana gelen boşlukların doldurulması gerektiği düşüncesini bizde uyardı. Böylece bütün teşebbüsler bu yönde değerlendirilmiş oldu. Ve bugün sayı itibarıyla Müslüman insanların, lise ve üniversite seviyesinde bu ülkelerde açmış olduğu eğitim müesseseleri olabildiğine çoğalmıştır.
Ama son birkaç yıldır, bu müteşebbis ve fatih ruhlar İslâm ülkelerine de açılmış, aynı faaliyetleri oralarda da sergilemektedirler. Fas, Tunus, Cezayir.. gibi İslâm ülkelerinde aynı müesseseler tesis edilmekte. Hatta % 80'i Hristiyan olan Tanzanya'ya kadar bu hizmetler götürülmeye çalışılmaktadır. Bununla beraber, Güney Irak, Suriye, İran ve S. Arabistan gibi ülkelere ise çeşitli sebeplerden dolayı henüz girilememiştir. Yapılan bütün çalışmalarla gelinen nokta, henüz Orta Asya ölçüsünde olmasa bile, asgarî müşterekleri koruyarak ilerde -inşâallah- belli noktalara ulaşma düşüncesi hâlâ mahfuz ve yerindedir. Bu hızla çalışıldığı sürece, milletimizin, çok kısa bir süre içinde Orta Asya ve İslâm âlemine yapacağı öncülükle, çok önemli bir ba'sü ba'de'l-mevti Allah'ın izniyle tekrar gerçekleştireceği kanaatindeyim.
Bu Sayfayı Sitenizde İktibas Edin